Yüksekte çalışma; inşaat, bakım-onarım, enerji, endüstri, lojistik, depo yönetimi, tersane, liman, telekomünikasyon ve personel yükseltici platform kullanımı başta olmak üzere çok sayıda sektörde iş sağlığı ve güvenliğinin en kritik başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Düşme riski, yalnızca yapı işlerinde değil, sanayi tesislerinden depolama alanlarına, cephe uygulamalarından makine bakım faaliyetlerine kadar geniş bir çalışma alanında karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de yüksekte çalışma konusu bugün 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği, İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği, kişisel koruyucu donanım düzenlemeleri, risk değerlendirmesi ve çalışan eğitimlerine ilişkin mevzuat içinde farklı başlıklar altında ele alınıyor. Bu düzenlemeler önemli bir temel oluşturmakla birlikte, yüksekte çalışmayı tüm sektörleri kapsayan, doğrudan uygulanabilir ve tek başına özel bir mevzuat başlığı olarak düzenleyen bütüncül bir yapıdan söz etmek bugün için güç görünüyor.
Avrupa’daki örnek uygulamalar incelendiğinde, yüksekte çalışmanın yalnızca belirli bir yükseklikten yapılan işler olarak değil; gerekli önlemler alınmadığında kişinin yaralanmaya neden olabilecek bir mesafeden düşme riski bulunan tüm faaliyetler olarak değerlendirildiği görülüyor. Bu yaklaşım; çalışma platformlarını, geçici erişim ekipmanlarını, merdivenleri, iskeleleri, kişisel düşüş durdurma sistemlerini, kırılgan yüzeyleri, düşen cisim risklerini, kurtarma planlarını ve çalışan yetkinliğini aynı çatı altında ele alıyor. İncelenen düzenleme, yüksekte çalışmanın planlanması, denetlenmesi, güvenli biçimde yürütülmesi, acil durum ve kurtarma senaryolarının önceden hazırlanması ile işi yapacak kişilerin yetkinliğinin sağlanması gibi konuları açık hükümlerle tarif ediyor.
Bu noktada Türkiye açısından en önemli ihtiyaç, yüksekte çalışmanın mevzuat içinde daha net, anlaşılır ve denetlenebilir bir çerçeveye kavuşturulmasıdır. Mevcut hükümler farklı yönetmeliklerde yer aldığı için uygulamada “hangi işte hangi ekipman tercih edilmeli, merdiven hangi koşullarda kullanılmalı, toplu koruma ne zaman zorunlu olmalı, kişisel koruyucu donanım hangi durumda yeterli kabul edilmeli, kurtarma planı nasıl hazırlanmalı?” gibi sorular sahada farklı yorumlanabiliyor. Bu durum hem işverenler hem iş güvenliği profesyonelleri hem ekipman tedarikçileri hem de denetim makamları açısından uygulama birliği ihtiyacını artırıyor.
Yeni bir düzenleme yaklaşımında ilk adım, yüksekte çalışmanın tanımının geniş ve risk temelli yapılması olmalıdır. Tanım yalnızca metre sınırına bağlanmamalı; kişinin düşmesi halinde yaralanma ihtimali bulunan tüm çalışmalar kapsama alınmalıdır. Çatı çalışmaları, platform ve iskele kullanımı, araç üstü yükleme-boşaltma, depo raf sistemleri, makine üstü bakım, açıklık kenarları, çukur çevreleri ve kırılgan yüzeylerde yapılan işler bu kapsamda açıkça değerlendirilmelidir.

İkinci önemli başlık, risk hiyerarşisinin mevzuatta açık biçimde yer almasıdır. Öncelik, mümkün olan her durumda yüksekte çalışmaktan kaçınmak olmalıdır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda düşmeyi önleyici toplu koruma tedbirleri uygulanmalı; düşme riski tamamen ortadan kaldırılamıyorsa düşme mesafesini ve sonuçlarını azaltacak sistemler devreye alınmalıdır. Kişisel koruyucu donanımlar ise tek başına ilk çözüm olarak değil, mühendislik ve toplu koruma önlemlerini tamamlayan son güvenlik katmanı olarak değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede toplu koruma sistemlerine özel önem verilmelidir. Korkuluk, ara korkuluk, topuk levhası, güvenli çalışma platformu, cephe iskelesi, mobil erişim kulesi, güvenlik ağı, bariyer ve güvenli erişim yolları gibi çözümler mümkün olduğu ölçüde kişisel koruyucu donanımlardan önce tercih edilmelidir. Böylece güvenlik, çalışanın bireysel davranışına bırakılmadan sistemsel olarak sağlanabilir.
Türkiye için kritik düzenleme alanlarından biri de personel yükseltici platformlardır. Platform kiralama ve kullanım pazarı büyürken, mevzuatta platformların güvenli seçimi, operatör yetkinliği, teslimat öncesi kontrol, zemin uygunluğu, rüzgâr koşulları, acil indirme prosedürleri, kurtarma planı ve kiralama firması ile kullanıcı arasındaki sorumluluk paylaşımı daha açık tanımlanmalıdır. Platform kullanımında yalnızca periyodik kontrol yeterli görülmemeli; doğru ekipman seçimi, operatör eğitimi ve iş öncesi kontrol süreçleri de yasal çerçevenin parçası haline getirilmelidir.
Bir diğer önemli konu kurtarma planıdır. Yüksekte çalışmada düşmeyi önlemek kadar, olası bir düşme veya askıda kalma durumunda çalışanın güvenli ve hızlı şekilde kurtarılması da hayati önem taşır. Bu nedenle her yüksekte çalışma faaliyeti için acil durum ve kurtarma planı hazırlanmalı; bu plan yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalı, ekipman, eğitimli personel, iletişim yöntemi ve tatbikatlarla desteklenmelidir. İncelenen Avrupa yaklaşımında acil durum ve kurtarma planlamasının yüksekte çalışma organizasyonunun ayrılmaz bir parçası olarak ele alınması, Türkiye için de dikkate değer bir örnek oluşturmaktadır.
Yetkinlik ve eğitim sistemi de özel olarak yeniden ele alınmalıdır. Yüksekte çalışma alanında eğitim, belgelendirme ve uygulama standartları yalnızca Millî Eğitim Bakanlığı’nın genel mesleki eğitim sistemi içinde değerlendirilmemeli; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ilgili kamu kurumları, üniversiteler, meslek kuruluşları ve sektör uzmanlığına sahip sivil toplum kuruluşlarının birlikte rol aldığı çok paydaşlı bir model oluşturulmalıdır. Avrupa’daki örnek uygulamalar, yüksekte çalışmanın teorik bilginin ötesinde ekipman seçimi, saha uygulaması, risk analizi, kurtarma planı, operatör davranışı ve güncel teknoloji bilgisi gerektiren teknik bir uzmanlık alanı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle personel yükseltici platformlar, iskele sistemleri, geçici erişim ekipmanları ve düşüş durdurma sistemleri gibi alanlarda ihtisas dernekleri; eğitim içeriklerinin hazırlanması, uygulama standartlarının geliştirilmesi, iyi uygulama rehberlerinin yayımlanması, eğitici yeterliliklerinin belirlenmesi ve farkındalık çalışmalarında kamu otoriteleriyle birlikte görev almalıdır. Böyle bir yapı, yetkinlik sisteminin yalnızca belge üretmeye odaklanmasını önleyerek eğitim kalitesini artıracak, sektörün gerçek ihtiyaçlarını mevzuata daha hızlı yansıtacak ve güvenli çalışma kültürünü güçlendirecektir.
Sonuç olarak Türkiye’de yüksekte çalışma güvenliği için temel bir mevzuat altyapısı bulunmakla birlikte, bu yapı farklı düzenlemelere dağılmış durumdadır. Avrupa’daki örnek düzenleme yaklaşımları, Türkiye’ye birebir aktarılacak metinler olarak değil; yüksekte çalışmanın bütüncül, risk temelli ve denetlenebilir bir mevzuat mimarisi içinde ele alınması bakımından yol gösterici örnekler olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye için atılması gereken adım; mevcut hükümleri tek çatı altında toplayan, risk hiyerarşisini netleştiren, toplu korumayı önceleyen, personel yükseltici platformlar dahil erişim ekipmanlarını güncel sektör gerçekliğiyle düzenleyen, eğitim ve yetkinliği ölçülebilir hale getiren, kurtarma planını zorunlu kılan ve sivil toplum kuruluşlarını sürece aktif biçimde dahil eden özel bir Yüksekte Çalışma Yönetmeliği hazırlamaktır.









